Tapınak

Hayat zor.. yaşamak zor..

Nefes almak bile zorluyor çoğu zaman..

Zor olsa da nefes alıyoruz.. güç olsa da çıkıyoruz düştüğümüz çukurlardan.. içinde bulunduğumuz karanlıktan çıkmak imkansız gibi gözüksede bişeyler tutup çekiyo bizi her zaman ışık tapınağına.. en umutsuz halimizde bile birileri hep yanımızda, ışık tapınağına giden yollarda..

Hayatın oluşturduğu boşluklarda kayboluyoruz kimi zaman da..geçen her saniyede biraz daha belirsizleşen boşluklarda... kopuk umarsız ve birbirinden bi haber yaşantılarda.. kurgulanan yaşantılar ne kadar farklı olsa da yaşanılan duygulara gidilen yollar başka sadece bu hayatta..


Çok yol var sonu işık tapınağına çıkan.. kimi uzun kmi kısa, kimi dikenli kimi çiçekli.. bazılarında güneş doğmaz bazılarında ışık hiç eksik olmaz.. kimi yollar çöl kadar sıcak, kimi uçsuz bucaksız buzul.. farklı insanlar farklı yollarda ama hep birileri var yanlarında.. o birileri sayesinde sonlanacak ışık tapınağına giden bütün yollar..

Hayat bizi sürüklerken bu yollara, göremez olsakta varacağımız noktayı bazı zamanlarda bilmek yeter sadece isnsana.. bazen bilmek yeter sadece insana yaşam mücadelesi kavramının altında tek başına ezilmediğini bilmek kendini bilmediğin yollara inmek değil de en güvendiğin yolların ardında arayabilmek ışığını.. gözlerin kapandığındaysa o ışığını görebilmek sadece işte çoğu zaman bunlar yeter nefes almaya.

Bazıları karanlık yolu seçer ışık tapınağına vardığında gözleri kamaşsın diye.. en zorudur bu yolda yürümek.. çok kişi olsa da yanında yalnızsındır aslında.. amaç ışık tapınağına gitmekten sapar ve yanında gerçek biri olmasıdır yeni amacın.. o biri oldukça gidilir o yolda.. zorluklara göğüs gerilir beraber.. eğer bırakırsa seni yarı yolda nedensiz.. çekilmez o yol ve çıkmak istersin.. işte o anda karanlıkta, o yolu seninle yürümek için seni bekleyen bir el uzanır sana doğru.. tutmak zordur ama tuttuğunda karanlık yeniden gülümser sana .. boğmaz seni.. ve beraber yürürsün o elle ışık tapınağına..

Mühim olan varmak mıdır ışık tapınağına bilinmez ama zihnin yürü der sana ardına hiç bakmadan sonunu düşünmeden ışığınla beraber yeni bir güne doğmak için hayata..



Duymak Istiyorum - Cemali

Ennja - Let Go

Yüzümde bir gülümsemeyle yürüyorum ışığa doğru geceli gündüzlü. Mutluluğun ışık olduğuna inanıyorum artık. Gündüzleri yürümek çok kolay, ya geceleri? Korku, tedirginlik ve acaba sorusu... Sürekli arkama bakmazsam rahat etmiyo içim. Arkama bakıp gördüklerm bazen (keşke)ler bazen de (iyiki)ler...

Birbirine dolanmış bi'kaç ipim var bu hayatta. Onları ayırmak teorik olarak çok basit ama tanımlayamadğım şeyler yalanlıyo tüm gerçek olan doğruları. Her şey yolunda giderken gidilen yolun yanlış olduğuna inandırabiliyo. O zaman yüzümdeki gülümseme sahte kalıyo bu hayatta. Ozaman çok üzülüyorum.

Tüm acılar dinmişken, başardım demişken hala soru işaretlerinin olduğunu anlamak üzse de, geçmişteki daha büyük acıların beni tüm bu acılardan uzaklara ittiğini ve özlediğim şeylerden soğuttuğunu hatta tiksindirdiğini görüp başarmaya bi adım daha yaklaşıyorum. Tüm bunlara sebep olan insanı hala sevmek, yanında olmayı istemek, ona yardım etmeye çalışmak içimde hissettiklerimden dolayı çok zor. Mutlaka sınr koymak gerektiriyo. Sınır koymak daha da zor bazen. Biraz özgür bıraktığımda kendimi çok acıyo hatta gözlerim doluyo. Zar zor ayırdığım ipler yeniden dolanıyo, arap saçına dönüyo.

Ama artık iplerle uğraşmayacağım. Uğraşırsam hayatım mahvolacak yine. Oldukları gibi kalsınlar. Oldukları gibi kabullendim artık tüm ipleri.

Mac DeMarco - My Kind of Woman

Aklım uzaklarda kalbimi terketmiş.. Yelkenini yanına almamış bir gemi gibi akıntıyla yol alıyor, yolcusuz mürettebatsız.. Kaptan dümende ağlıyor.. Kimse görmüyor fırtınanın ortasında onu.. Gemi batıyor, kurtaran yok.. Birini umuyor kaptan, kalbine dokunsun, ruhunu yanına alsın.. Ölmeden sonsuz olsun..
r.cihan 
Çektiğim cezanın suçlusu asla ben değilim.. Ve ben bu cezayı yalnız çekecek bir şey de yapmadım.

Iron Maiden - Remember Tomorrow

hiçbiyerde hiçbişey gibi, söylenenlerin duyulmadan yok olması gibi, bi uçurumdan yuvarlanıp hiç yere çarpmadan sonsuza kadar düşmek gibi.. Bazı zamanlar o kadar düşünüyorum ki düşünmekten başka bişey yapamıyorum.. Yapılması gereken her şeyi sıraya bindirip yapmıyorum.. Sonra yataga yorgana gömülüyorum.. Aklımın bi köşesinde sorumluluklarımı hapsedip kalbimi dinliyorum.. Gözlerim de ortak oluyo bu suça, ıslatıyo yanaklarımı, yastığımı.. Düşünürken uykuya dalıyorum iki büklüm, köşeye sinmiş bi şekilde.. Uyandığımda hep bişey eksik.. Kalkmak istemiyorum o yataktan, yaşamak istemiyorum.. Nerdeyim ben napıyorum, nereye gidiyorum, niye yaşıyorum, ne diye üzülüyorum sorularını sormaktan sıkıldım artık, sormuyorum.. Buradayım işte, hiçliği düşünüyorum.. Umarsızca gidiyorum ayaklarımın götürdüğü yere.. her yeni adımda bi önceki adımı özlüyorum.. Çok özlüyorum.. Çocukluğumu özlüyorum, babamla uyuduğum geceleri özlüyorum, babam traş olurken onu izlemeyi özlüyorum, annemin ocağın başında yemek pişirmesini özlüyorum, beni azarlamasını özlüyorum, kardeşimle kesilmek bilmeyen didişmelerimizi özlüyorum.. Kötüye mi gidiyorum ben.. Merak ediyorum, neden sürekli kendimden uzaklaşıyorum, engel olmak bi yana neden farkedemiyorum bu kendimden kaçışı.. Yine düşünüyorum, nedir bu yolun sonu.. Bişey yapamıyorum.. Kendime isyan bile edemiyorum.. Çaresizliği bile kabul edemiyorum.. Düşünüyorum ve bekliyorum.. Bi yıldız doğsun yine geceme ve beni çağırsın diye, beni alım yeniden ben yapsın, sevsin, çok sevsin, doyursun beni aç olduğum sevgisine.. Bekliyorum..

Stema - Bestial

kazınmış yalnızlıkların ortasında ruhumu doyurma isteği var içimde..
gökyüzünden br yağmur bekliyorum bir gece..
yıldızımız görünmesede o gece, yıkasın ve arındırsın kirlettiğimiz bizi..
akılımın aklıma getirmediğim köşelerinde biriken pislikleri temizlesin..
40 gece yağsın, 40 gün yıldızsız kalsamda..
üşütsün, soğutsun..
sıcakta üreyen bakteriler gibi üremesin şu pislikler..
başa çıkması zor..
yaz gelmesin! geleyim, yine senin olsun tenim..
otursan dizlerimin üstüne, yaklaşsa dudaklarımız, soluksuz öpsem seni..
çok ağlıyorum, terk edip unuttun beni..

Seza Kırgız - Boşu Boşuna Ahraz

karanlığı aydınlatan ışığın kaynağı yok olduğunda, kötü ruhlar varlıklarını hissettirirler.. iki göz yaklaşır ve alır seni.. artık yoksundur.. rüyalarında bile yoksundur.. bir küçük yaprağa dönüşürsün, kurur ve koparsın dalından rüzgarla.. salına salına düşersin, ağlamak faydasız.. bir kadın açar elini seni tutmak için, o kadar dengesiz düşersn ki kadın seni yakalamak için çabalasa da tutamaz..


yere düşersin..
kadın alır seni eline,
sevmez.. niye ?
düştün yere, kirlendin diye
düğer bütün yapraklarda biri olursun
unutulursun

saprofit bakteriler sindirir, yok eder seni..
Yoksun işte, yoksun!

Avutma kendini varım diye, yoksun.

EndiPol - Sen de Gelsen

insan mıdır insanlığı yaratan yoksa insan mıdır insan olmayı unutan...
kadın mıdır erkeğini kaçıran yoksa erkek midir kadınını elinde tutamayan...sevmek midir asıl olan yoksa sevilmek midir insanın kalbine tuzak kuran...aşk mıdır acı çektiren yoksa acının tadı mıdır aşktır..tahammül etmek midir birliktelik yoksa sabredememek midir çekip gitmek...gönül avutmak mıdır başkası yoksa başkası mıdır gerçek olan..iz bırakan mıdır o yoksa huzur mudur onun bedeli...sen misin bu yoksa kalbin mi başkasından ayrı kalamayan...

~(S..)o'nsuzluk

Peyk - Gidin

ilkbahardı yalnızlığım..
fazla su verilmiş btki gibi çürüdüğüm..

yalanlar bile uzaklaştıramadı o suyu..

derken yağmur yağdı bu sabah

dindirdi ruhumun isyanını

bu da suydu ama saftı, gökyüzünden geliyordu

yıkadı yalnızlığımı

nisan yağmuruydu kalbimi sonsuz kılan..

yine suydu bi aşkı öldürüp yenisini doğuran


hanifee dedi ki...
bunda da sanki biraz ben varım...yağmur en saf aşkım benim...hatta sevgilim...ve isyanı bastıran yağmurlar,ahh...
13 Nisan 2010 02:23

Ciha(aaa!)n dedi ki...
her damlası ayrı bir aşk ruhunu milyonlarca parçaya ayıran..
güneşin gülümsemesiyle sonsuz olan, gökyüzünde dolanan..
her yağmur yağdığında yeniden aşk, yenden acı..
rüzgarla birleşip yüzümüze vuran, acısıyla ruhu yıkayan.
13 Nisan 2010 09:49

Umay Umay - Düşmedim Daha

İnsan kalbinin ne zaman nasıl bi hamle yapacağı gerçekten belli olmuyor..özellikle insanın önünde seçenek varken.. şımarıyo gönül.. sahip olmak istiyo.. karar veremiyo.. tam karar verdim derken oyunbozan biri akıl karıştırıyo.. oyuncak ediyo seni.. sen biliyosun onun ne mal olduğunu ama gönül bişey diyemiyo, katlanıyo.. diğer tarafta hep bekleyen biri oluyo, içinde giderek büyüyo büyüyo.. farkında olmadan çıka geliyo karşına.. kalbinin sahibinin bi anlık umursamazlığı kalbinin el değiştirmesine neden oluyo.. bazen anlık, bezen aylık, bazen temelli.. anlık olan şeylerden kimsenin haberi olmuyo.. aylık olanların umudu kalıyo gönlünde.. temelli olanlarınsa geri dönüşü olmuyo..

Yıpranan kalpler oluyo.. aslında yıprandıkça büyüyo.. yarası kalıyo mu, çok derin değilse kalmıyo..

Cançekişmek gibi kalan tüm duygularını da dağıtıp saçıyosun.. ve hazin son yaklaşıyo.. kalp ölüyo.. bi süre bekliyosun.. hiç ummadığın hatta umudu tamamen kestiğin anda biri dokunuyo yokluğuna, yalnızlığına.. oraya yeni bir tohum bırakıyo.. acılarla değil gülümsemeyle yeşeriyo.. minicik yepyeni bir kalp peydah oluyo içine.. el değiştiren eski kalbinin mezarından besleniyo, çok şanslı bu yüzden.. onun tüm hislerini tecrübelerini emiyo.. güneşine sadık, sadecce ona yöneliyo.. geceleri o gittiğinde kapıyo kendni, kötü ve kirli ruhlardan korunuyo.. sabah gün doğarken yeniden coşuyo, çok hızlı büyüyo.. iki bedenin hayalini zliyo.. hızlı hızlı atıyo.. kalp bu hani şu minik kırmızı ve mutlu olanlardan.. sıradan olanlardan değil..

Aşk oyunu ya bu, kazanan kaybeden yok asla.. geçen zaman var.. ve orospu ruhlar..

"Unuttu sandığım beni unutmamış, öyle döktü ki içini çok şey kıpırdadı içmde..

Ortak hayallerimiz oldu sonunda uyuya kaldığımız yine.. "

Bratia Stereo - Ayayay

Hayallerin arasından sıyrılan gerçekler esir aldığında seni, kalbin asla vazgeçmez..
Her şeyin yok olacağını bilse de vazgeçmez, akılla savaşır.. Akla üstün gelemese de pes etmez.. Aklın zayıf olduğu anı kollar.. Kimbilir, tekrar okunması gereken bir kitaptır belki aşk.. Yazarı farklı yada aynı, yazılan şey aşk olduğunda her kapı açılır..

Kenidne güvenmezsen, kimseye güven veremezsin! diye bağırıp karşılığında duyduğunuz bi'şey yoksa, toprak örter yere düşen duyguların üzerini.. Ölmüştür duygular, gömülü olduğu yer toprak değil kalptir aslında..

"Ya var olduğuna inandığın her şeyin yok olduğunu anladığında?!"

İnanırsın, güven çok azdır belki ama ölümüne inanırsın inanmak istediğin şeylere.. Onca karmaşa bağlandığın ipleri koparır tek tek.. Milyonlarca ip vardır, aniden olmaz hiçbir şey.. Karşındaki kişi bunu görüp sadece izliyorsa. inandığınız şeyler yok olur birer birer.. Son çırpınışlarınızı oynarsınız, inandığınız kar taneleri vardır avcunuzda eriyen.. Bu da yetmezmiş gibi hiç olmadığına inanırsınız elinizdeki kar tanesinin, kendinizi üzmemek için.. Nefret edersiniz kar yağdıran bulutlardan..

"Sen onca zorluğa katlanırken hayalini kurduğun şeyler uğruna, aşk uğruna; karşındaki çekip giderse bir kez daha?"

Hiç olmadığını düşünür aklınız.. "Gidebiliyorsa hiç olmadı zaten" der.. Kalbiniz çok salaktır inanmaz buna asla.. Rüyalarınızda bile sizi rahat bırakmayan korkularınızın hepsi gerçek olmuştur.. Nedeni ne olabilr diye düşünürsünüz.. Uyandığınızda bir yazı bulursunuz baş ucunuzda.. Her şey. Yıldırım düşer aklınıza, her şey tüm çıplaklığıyla görünür bir an.. Herşey tekrar karardığında hafızanıza kazınmıştır herşey.. Anlarsınız. Geri dönmeyecek tekrar. "Yalanmış her şey" diyebilecek gücü ancak bulabilirsiniz.. Onca şeyi kendi için yaşadığını bilmek. Karşınızdakinin sizi mutlu edebilmeyi bile kendi için istediğini anlarsınız.. Gidenin nereye gittiğini düşünmezsiniz. Yokolmuşluğa inanmaktan başka çareniz yoktur.

"Anlayamamak?"

Ne zaman anlaşıldı ki!

"...ve ayrılık?"

İstersiniz ama istemeden.. Gitmemesini istersiniz ama git dersiniz.. Belki gitmediğini görüp birazcık, çok değil azcık mutlu olmak umuduyla git dersiniz.. Ama pes ederse karşınızdaki sonuç ayrılıktır..

Sonu olan bişeyin sonsuzluğuna inanış biter.. Herşeyin sonu olduğu aklınıza gelir.. Sırtınızı yaslıyacak bir duvar bırakmıştır size hayat.. O duvara yaslanır, o duvara ağlarsınız.. Ayrınlan şey yokolmuş umtlardır. Hiç senin olamamş bir kadındır(adamdır).

"ama bir fark var!"

Bu defa farklı, bu son ayrılık.. Veda edilmedi.. Ama biliyorum bu son. Geri gelmeyecek, gelmesine izin verilmeyecek, çağırılmayacak, gidlmeyecek. Çünkü düşünülen şeyler level atlamıştır.. Bittğine üzülünmez, yaşanan geçmişe, var olmayan umutların varmış gibi oluşunun geçmişte yaşattıklarına, o esk halleri yaşadığına, az zaman da olsa mutlu olduğuna sevinirsin..

Bir kitap alırsın eline.. Okursun zevkle.. Bittiğinde mutlu olursun, doyamadığından tekrar başlarsın.. Ve tekrar, tekrar.. Bıktın artık, okumak istemezsin bi'daha.. Güzel şeylern hepsi çirkinleşmiştir.. Tek tesellin geçmişte güzel olduklarını düşünmendir..

"Geri döner mi umudu?"

Bu umut olmasa yaşanmaz.. Herşeyin doğru olduğu ihtimali olmasa yaşanmaz..

Geri döner mi umudu olmasa acı çekilmez, ölünür.

Mano Negra - Peligro

Kim varmış, kim yokmuş…

Geçmişinde kaybolmuş, şimdiki zaman içinde hapsolmuş, geleceğine savrulmuş bir küçük kız varmış.

Yüzü aydan güzel, duruşu dağdan yüceymiş. Doğa bu küçük kızı o kadar çok severmiş ki, onunla yaşarmış adeta. Küçük kız güldüğünde bahar gelir, ağaçlar çiçek açar, kelebekler mutluluktan pervane olup dönerlermiş. Küçük kız ağladığındaysa, kış gelir, rüzgâr çok sert eser, kar simsiyah yağarmış.

Bir gece, bir yol görmüş küçük kız rüyasında, sonu hiçbir yere çıkmayan bir yol. Aklına takılmış o yol küçük kızın, merak etmiş. O yolu bulabilmek için ülke ülke, diyar diyar dolaşmış. Her yerde aramış o yolu ancak bulamamış. Tam umutlarını yitirmek üzereymiş ki gazetede çok eski biç resmini görmüş rüyasında gördüğü o yolun. Gazetede büyülü bir yoldan bahsediliyormuş sonunu kimsenin göremediği… Sokağa giren yüzlerce kızın kaybolduğu zamanında. Ve sokağın girişini ağaçlarla kapamışlar kimse bulamasın diye. O gece küçük kız tekrar rüya görmüş. Rüyasından uyandığında çok heyecanlıymış. Rüyasında, o yolun Kaf dağının eteklerinde küçük bir köyde olduğunu görmüş. Hemen hazırlıklara başlamış ve düşmüş yollara. Kırk gün kırk gece yolculuk yapmış ve sonunda, rüyasında gördüğü köye varabilmiş. Köy gerçekten çok ıssız ve ürperticiymiş, rüzgâr çok soğuk esiyormuş. Köye vardığında saat gece yarısını çoktan geçmiş. Sadece bir evin ışığı yanıyormuş. O evden Yaşlı bir adam çıkmış dışarıya. Teni o kadar açık renkliymiş ki yaşlı adamın, yüzü karanlıkta bile çok belirginmiş. Yaşlı adam küçük kıza yaklaşmış.

Yaşlı Adam:
“Ne arıyorsun burada yabancı! Nasıl buldun burayı?” demiş

Küçük kız:
“:S”, “ Rüyamda bir sokak gördüm sonu olmayan, sonunu merak ettim. Bu köyde olduğunu gördüm o sokağın.” demiş

Yaşlı Adam etrafına bakmış:
“şşşt, tamam. Sessiz ol.” demiş

Sonra yaşlı adam kübik kızı kolundan tuttuğu gibi eve götürmüş. “Sen burada beni bekle” deyip ayrılmış evden.

Yanında bir kadınla geri dönmüş saatler sonra. Kadın “ bu mu?” diye sormuş küçük kızı göstererek. Yaşlı adam başıyla onaylamış ve fısıldayarak bir şeyler anlatmış kadına. Kadın gayet sevecen bir tavırla kızın yanına oturmuş ve başlamış anlatmaya.

“Kızım. Güneşin hiç doğmadı yerlerin karanlık güçlerinin esir aldığı ruhların lanetlediği adam şimdi de seni çağırmış demek. O adam, yani yolun sahibi zamanında bir lanete uğramış. Karanlık güçlerin esir aldığı ruhlar bu yolun sonunu yok edip; yolun sahibini, yolun olmayan sonuna hapsetmişler. Yol boyunca tuzaklar, büyüler sihirler döşemişler o adamı kimse kurtaramasın diye.”

Kadın sabaha kadar o adamı kurtarmanın imkansızlığını anlatmış durmuş. Ama küçük kız çok kararlıymış o adamı kurtarmaya. Kadın ne dediyse onu vazgeçirmek için kız yılmamış, daha da çok istemiş o yola girmeyi. Küçük kız çok inatçıymış, ısrar edip kadını ikna etmiş, yolun yerini öğrenmiş. Gün doğduğunda yürümeye başlamış yola doğru. Küçük kız yürüyüp yolun girişine yaklaştıkça hava kararmış. Ağaçlarla kapatılmış yolun girişine geldiğinde sabah olmasına rağmen gece gibi kararmış hava. Kız ağaçların arasında biten çalıları aralayıp yola girmiş. Yola girdiğinde yolun başlangıcından çok uzaktaymış, geri dönülemeyecek kadar. Yolun sonunda bir uçurum varmış, yüzlerce metre ilerde, uçurumun üzerinde görünen bulutlarda bir adam silueti. Küçük kız bir adım atmış ileriye, yolun sonuna doğru. Birden etraf aydınlanmış çakan şimşeklerle. Küçük kızın adımını attığı yer uçurumun ta kendisiymiş. Kız çığlık çığlığa düşerken butlardaki adam silueti kaybolmuş, bulutlar kararmış yere yaklaşmış ve ağlamış düşen bu kıza da. Doğanın sahiplendiği bu kız yere düşmeden doğa kendini yok etmiş yere yağdırdığı yıldırımlarla, kız yere düşmesin diye.

Doğa kıza aşıkmış, kız yola, yol adama. Adam bekleyenmiş, hep bekleyecekmiş. Yolun adı aşkmış.
Bu saçma masalda burada bitmiş. Gökten üç elma düşmüş biri bana diğeri O’na üçüncüsü dolaba ( zor durumlar için )

Lika Morgan - Sweet Dreams

Adını dahi bilmediğim sayın “ayda(ki)” tesadüfdaşım;

Her ne kadar hayatımın şimdiye değin olan kısmında bu denli ilginç bir tesadüfle karşılaşmamış olsam da –ki bu karşılaştığımız yerle ilgili daha çok- senin de bildiğini düşündüğüm üzere bu tesadüfün etkisi maalesef ki yalnızca birkaç gün, belki hatta birkaç saat sürecek. Bunun için bir tabir atanacaksa; bu, klasik yanlış zaman yanlış yer hikâyesi olabilir. Şu an doğal yollardan hangover olmuşken, kıt edebiyatımla cümle kurmaya çalışmanın zorluğuyla hissettiklerimden kalanları anlatmayı deneyeceğim.

Pek tabi derin anlamlara sahip, ucu azıcık açık, uzun ve yüklü cümleler kurabilen “gelişmiş” insanlara, kadınlara rastladım ancak nedenini bilmediğim bir şekilde farklıydın. Neden diye sormak gereksiz elbet çünkü her insanın enerjisi farklıdır diye düşünüyorum. Asıl önemlisi bu enerjinin bana ulaşma yolu. Buna değinmeden önce yörüngene girmemle birlikte, sende gördüğüm dipsiz gizem ve üstün insanlığın lineer azaldığını ve yerini saygı ve sempatiye bıraktığını belirtmem gerek, her şeye rağmen. “Katledilsin” dense bir iletişim için, yada ne bilim en kötü iletişim şekli nedir yarışması yapılsa, her halde 700 bin küsur kilometre alan içinde, 70 milyon küsur insan içinde kim olduğunu bilmediğin, adını bilmediğin, yüzünü görmediğin biriyle, kesin olmayan amaçlarla, doğaçlama kurduğu cümleleri dinleyerek ve karşılığında yazılan az kelimeli cümleler olan bir sohbet çıkardı ortaya. E.T.’nin parmağıyla yaptığı iletişim bile daha normal kalırdı bunun yanında.

Bu “suni” iletişimden rahatsız olmamak mümkün olmasa da senle doğal yollardan iletişim kurmanın imkânsızlığına yeğ bence. Yine de sana bir anda mucizevi şekilde duyduğum samimiyet duygusunu ve ilgiyi bu iletişime duymam mümkün değil. Ki karşılaşılan yerdeki asıl amaçlarımızın yaklaşık olarak belli olduğunu düşündüğümüzde; bu amaçların yapılan şeyin (sohbet- paylaşım- vakit geçirme, ne dersen) hemen yanında durup nanik yapıyor olması hatta el şakalarından pandik atmalara kadar ileri gitmesi, karşılığında adeta şartlı tahliye olmuş bir yükümlü gibi kalıp, göz yumup kaçamıyorken gerçekten imkânsız... Katıl veya katılma bence hiçbir tasarlanmış duygu, asıl olan insani duyguların önüne geçemez, geçebilmesi ancak sanrılara, ruh bozukluklarına yorumlanabilir.

Bu “şizofrenik” “yüzsüz” “taraflı” iletişimi sürdürme(me)k, “konuşmaya” son verildikten sonra düşündüğüm ilk şey oldu ve bu kelimeleri yazma sebebimin temel taşlarından birine dönüştü. Sonrasındaysa bu durumun üçüncü parti unsurlarından ne kadar rahatsız oduysam bir o kadar da seni bir insan, bir beyin(organ olmayan) olarak, hatta belki ruh olarak rahatlatıcı ve el üstünde tutulası, supergirl, ama “insan” olarak tanıma ve ele alma isteğimi körükledi, amacı bu gezegenin en iyi “anahtarını” yapmak olan demir ocağınınki gibi, hırslı, tutkulu.

Arkadaşlığın bir çok rengi olduğunu düşünenlerdenim, ve bu renkleri birbirinden ayırırsak, hepsini insan bedeninden, cinsiyetten, eğlenceden, iyi vakit geçirmekten, zamandan vs.vs.vs. Üstün olduğunu düşünüyorum, eksik renklerden hemen hepsi her an tamamlanabilecek türden şeyler de değil üstelik.

Hep keşkem olmuş bir şey var, küçücük bir çocukken birilerinin aracılığıyla yaptığım tek denememin olumsuz sonuçlanmasının ezikliğiyle, ama aynı çocuksu heyecan ve masumiyetle, bu defa bir tevafuk aracılığıyla tekrar denemem gerektiğini düşündüğüm, okyanus mavisi, zamansız, mekânsız bir mektup (yazışma) arkadaşlığı…

Pigmentlerinin inert olup, renginin değişmeyeceği bu arkadaşlık var olur mu olmaz mı bilemem elbet ama olurda var olursa, sahip olduğun sosyal kalibrenin ölümcüllüğünden korunmuş vaziyette, biraz daha az eksik bir ruhum olabilir.

Burada anlatmaya çalıştıklarım belki yeteneklerince çoktan anlanmıştı, belki etki doğurmamıştı, belki hiçbir zaman doğurmayacak ama bu ve bir kaç diğer şeyle, en kötü ihtimalle anı koleksiyonumun “bence” önemi yüksek parçalarından biri olacaksın.

P.s. Ruhunun derinliği nehirler gibi taşsın.

Bkz. Özne yüklem uyumsuzluğu.
Bkz. Uykusuzluğun verdiği her şeyin kötü gideceği hissi.
Bkz. Karamsar varsayımımın beyaz perdeye yansıması “ex_machina”


Eskilerden Alıntı
“Her ne kadar gizemli olmadığını iddia etsen de, hissediyorum ki bilmediğim bi'çok yönün, merak duymama neden olan başka bir sen var. Yaşadıkların ve yaşamamayı seçtiklerin, istediklerin ve istememeyi seçtiklerin, hatta keşkelerin bile kendini bi'şeylerden korumak için ördüğün duvarlar adeta. Yaşanmışlıkların yaşayacaklarına karşı boş vermişliğe dönüşmüş. Bana anlattığın karamsarlık, mutsuzluk ve beklentisizlik bile kendini korktuğun şeylerden korumak için ürettiğin soyutluklardan ibaret bence ki ne kadar şanslı olduğun hakkında bir fikrin bile yok. Ruhun o kadar derin ki, kendi ruhunun derinliklerinde keşfedebileceğin o kadar çok şey olmalı ki, bu konuda kıskanılasısın. Belki hiç kimsenin hissedemeyeceği yeni duygular, belki kendine öğrettiğin o yalnızlığın içinde orta dünyadan bile güzel bi' dünya var. Belki sen de farkındasın ama merak etmiyorsun. Ben ediyorum.”

21.04.2016

Shivaree - Goodnight Moon

Bırakmayacaksın hiçbir şeyi. Bir kap suyu unutsan bi’yerde, tekrar geldiğinde göremezsin tek bir damlasını bile. Başka yere yağmak üzere bulut olup uçmuştur çoktan. Bırakırsan kaybedersin. Kaybetmekten korkarsan kaybedersin. Korktuğunu Hissettirirsen biter. Güven biter. Sevgi biter. Aşk biter, izi kalır. O iz hep acıtır. Hiç rahat vermez adama. Nefes aldırmaz nöbeti gelince. Mutlu olmaya tövbe edersin yada ölür gidersin. Öldüğünde hiç önemin kalmaz. Kimse inanmaz yaşadığına yazdıkların olmasa. Sen öğrettin bana yazmayı. Sen döktün bu gözlerden o yaşları, seni yazacağım hep. Seni yaşayacağım, sen olmasan da. Ama özleyeceğimi de sanma sakın. Dünden hazır gibi gidişin geri döndüremez seni. Kalbimdeki boşluğun dolmayacak belki ama küçülecek, minicik kalacak. Geçmişe takıldım bi'kere, sana takıldım. Gözüm hep arkada kalacak. Geleceğim yok artık. Anılar, içinde bulunduğum anlardan hep değerli kalacak. Kaçacak belki aklımdaki büyü ilerde sensizlikten bıkıp. Çağırmak için geri, yazdıklarımı okuyacağım. Benim için savaş bitmedi sensiz devam ediyor. Ne senden kurtulabilmenin savaşı bu, ne de sana dönebilmenin…

24.11.2009 11:41

Johnny Cash - Hurt

Evet arkadaşım dersimiz hayat bilgisi..
Hayat diye bi'şey varsa tabi.. yaşamak varsa..
Sen, buraya bak ve dikkatli oku.. insanların uydurduğu dakikaymış saatmiş aymış yılmış.. var mı gerçekte hiçbiri.. YOK..
Yaprakların döküldüğü göçmen kuşların uzaklara uçtuğu rüzgarın sert esip tozu dumana kattığı ayın adı KASIM mış.. mış mı.. evet mış..
sen doğanın bize sunduğu güzel şeyleri geçmişte yaşadıkların yüzünden.. yada diğer insanların uydurduğu şiirmiş şarkıymış gibi şeylerin yüzünden.. kötü görürsen.. hüzün sayarsan.. doğa seni affetmez.. neden ? çünkü sen kendini affetmedin! Seni affedenleri görmedin. Yaşamadın. Gittin.. elinde olmayan şey “ beni bırakma” demek miydi..
bazen bilmek yetmiyor duymak gerek..
şimdi özlemiyorsan beni git.. hiç hatırlatma kendini bana, her şey unutulur.. dersin devamını istiyorsan gel.. burada kalbini senden geri alamayan biri var..
21.11.2009

Eskitilmiş Yaz - Geceler Şimdi

Çift çenekli bir tohum gibiydi tohumu.  Çeneklerin biri ben, öteki O’ydu sanki. Yıllar önce yaratılmış gibi eski, hep çimlenmeyi bekliyormuş gibi heyecanlı. Nerde olduğunu, nereye gideceğini bilmeden tam da kalbime düşmüştü bu tohum. Su ve sıcaklığın yanında merak ve yakınlık ta istiyordu çimlenip büyümeye başlamak için. Çeneklerin, yani ikimizin arasında ilk bölünmesi gerçekleşmişti embriyonun. Birken iki oldu hücreler, ikiyken dört, dörtken sekiz... Bölündükçe çoğaldı hücreler. Çoğaldıkça hücreler, yardı tohumu, filizlendi, yeşillendi. Bir ara su bulamadı. Kuruyup, ölmeye yüz tuttuysa da yılmadı, savaştı. Arayıp bulamadığı suyun gücünün kendisinde var olduğunu keşfetti. Özel olduğunu anladı. Büyümek için dışarıdan hiçbir şeye ihtiyacı yoktu. Tüm güçlere sahipti zaten.

Büyüdü hiç yavaşlamadan. Bir fidana dönüştü. Gövdesi, dalları, yaprakları oldu. Sımsıkı tutundu, kök saldı kalbime. Yerini benimsedi, benimsedikçe daha da güçlendi. “Burası benim!” dedi. “Ben varım!” dedi. Damarlarında öz suyu yerine kalbimden emdiği kan dolaşmaya başladı. Kahverengi gövdesi siyaha, yeşil yaprakları kırmızıya dönüştü.

İki tip yaprağı var… Kalp şeklinde olanlar ve daire şeklimde olanlar… Kalp şeklinde olanlar duyguyu, daire şeklinde olanlar da mantığı, aklı simgeliyor. Kırmızı yaprakları, sinirlendiğinde alev olup yakıyor. Mutluyken huzur veriyor, o minicik haliyle yarattığı, şaşırtıcı bir şekilde çok büyük alana yayılan gölgesiyle. Gündüzleri karanlığa boğup, gecelere ışık saçabiliyor. Olduğu yer oldukça yaşayacağını, ölmeyeceğini, sürekli güçleneceğini biliyor. Kendisi oldukça O’nun da olacağını biliyor. O’nun oluşunun kendisinin var oluşundan kaynaklandığının ve bu sorumluluğun getirdiği yükümlülüklerin farkında. Hata yapmaması gerektiğini biliyor. Hata yaptırmaması gerektiğini biliyor. Yaşadığı kalbe ve kontrol ettiği akla hükmetmesini, yeri geldiğinde cezalandırıp, yeri geldiğinde ödüllendirmesini biliyor. Bunları yapa bilmek için yaşadığı kalbin onu beslemesi, kontrol ettiği aklın da kendisine isyan etmemesi gerektiğini de biliyor.

Şimdi halinden memnun bekliyor. Önünde uzun günler var. Gelecek günlerin ne getireceğini bekliyor umutla. Hep yaşamak, her zaman yaşamak, sonsuza kadar yaşamak istiyor. Umutla bekliyor, geleceğin güzel geleceğine inanarak. Her yeni güne, bundan sonraki hayatımın ilk günü olarak bakıyor, her gün özenli, her gün dikkatli… Arzularını erteliyor hata yapmamak için. İhtiyacı olanı bilip, sistemli olarak gelişiyor. Şimdi halinden memnun bekliyor. Gelecek günlerin ne getireceğini bekliyor umutla. Şimdi bekliyor. Geleceği…

Bize düşen onu beslemek, ona izin vermek, hızlı büyümesin için zaman zaman –her ne kadar acı verse de- budamak… O bizden daha güçlü. O bize değil, biz ona yardım etmeliyiz. Büyümesine, bizi kontrol etmesine müsaade etmeliyiz. Biz de onunla beraber beklemeliyiz. Geleceği, gelecek günlerin getireceklerini…

Güç

gece vakti acıları.

yaşama sebebimi sorgularken tuzağına düştüğüm düşünceler, hepsi çok derin ancak yarım.

iç dünyama dışarıdan dokunacak bir ele duyduğum özlem. gözlerinin içine bakıyorum hayatın. gözü bana da ilişir mi diye, bir kez daha dönüp bakar mı diye. onca basitliğin arasına bir anlam katar mı diye...

yalnızlığın keyifle keder arasında gidip geldiği günler. bir yabancının uzaktan sevmesi gibi gülümser mi? karanlığa gömülmüş o yüzler aydınlanır mı? düşünür mü yalnızlığımı?

tutkunun umuduyla yaşadığım günlerin acısı bana arkadaşlık ederken asılında aradığım sadece bakan gözler. bakmasını isteğim gözler. bakmayı istediğim gözler. kendimi sakladığım ışıkların arasında anlamsız kelimeler var. eğer-ler. değilse-ler. sonsuz bir döngüden çıkamayan, her gün kendine aynı soruları soran kim? her şeyi sorgulayıp bir sonuca varamayan? aldığı hazları hissetmek için hep geç kalan kim?

iyiliği bile koşullara bağlayan, beklentilerin kendisini tüketmesine izin veren kim. keşke dememek için demir attığı limandan ayrılmayan? dalgalardan korkan?

güç nedir? acı mı? yaşanmışlık mı? cehalet mi ? hissizlik mi?

güç nedir? yalnızlık mı?

güç benim.



Aleah - My Will