Kim varmış, kim yokmuş…
Geçmişinde kaybolmuş, şimdiki zaman içinde hapsolmuş, geleceğine savrulmuş bir küçük kız varmış.
Yüzü aydan güzel, duruşu dağdan yüceymiş. Doğa bu küçük kızı o kadar çok severmiş ki, onunla yaşarmış adeta. Küçük kız güldüğünde bahar gelir, ağaçlar çiçek açar, kelebekler mutluluktan pervane olup dönerlermiş. Küçük kız ağladığındaysa, kış gelir, rüzgâr çok sert eser, kar simsiyah yağarmış.
Bir gece, bir yol görmüş küçük kız rüyasında, sonu hiçbir yere çıkmayan bir yol. Aklına takılmış o yol küçük kızın, merak etmiş. O yolu bulabilmek için ülke ülke, diyar diyar dolaşmış. Her yerde aramış o yolu ancak bulamamış. Tam umutlarını yitirmek üzereymiş ki gazetede çok eski biç resmini görmüş rüyasında gördüğü o yolun. Gazetede büyülü bir yoldan bahsediliyormuş sonunu kimsenin göremediği… Sokağa giren yüzlerce kızın kaybolduğu zamanında. Ve sokağın girişini ağaçlarla kapamışlar kimse bulamasın diye. O gece küçük kız tekrar rüya görmüş. Rüyasından uyandığında çok heyecanlıymış. Rüyasında, o yolun Kaf dağının eteklerinde küçük bir köyde olduğunu görmüş. Hemen hazırlıklara başlamış ve düşmüş yollara. Kırk gün kırk gece yolculuk yapmış ve sonunda, rüyasında gördüğü köye varabilmiş. Köy gerçekten çok ıssız ve ürperticiymiş, rüzgâr çok soğuk esiyormuş. Köye vardığında saat gece yarısını çoktan geçmiş. Sadece bir evin ışığı yanıyormuş. O evden Yaşlı bir adam çıkmış dışarıya. Teni o kadar açık renkliymiş ki yaşlı adamın, yüzü karanlıkta bile çok belirginmiş. Yaşlı adam küçük kıza yaklaşmış.
Yaşlı Adam:
“Ne arıyorsun burada yabancı! Nasıl buldun burayı?” demiş
Küçük kız:
“:S”, “ Rüyamda bir sokak gördüm sonu olmayan, sonunu merak ettim. Bu köyde olduğunu gördüm o sokağın.” demiş
Yaşlı Adam etrafına bakmış:
“şşşt, tamam. Sessiz ol.” demiş
Sonra yaşlı adam kübik kızı kolundan tuttuğu gibi eve götürmüş. “Sen burada beni bekle” deyip ayrılmış evden.
Yanında bir kadınla geri dönmüş saatler sonra. Kadın “ bu mu?” diye sormuş küçük kızı göstererek. Yaşlı adam başıyla onaylamış ve fısıldayarak bir şeyler anlatmış kadına. Kadın gayet sevecen bir tavırla kızın yanına oturmuş ve başlamış anlatmaya.
“Kızım. Güneşin hiç doğmadı yerlerin karanlık güçlerinin esir aldığı ruhların lanetlediği adam şimdi de seni çağırmış demek. O adam, yani yolun sahibi zamanında bir lanete uğramış. Karanlık güçlerin esir aldığı ruhlar bu yolun sonunu yok edip; yolun sahibini, yolun olmayan sonuna hapsetmişler. Yol boyunca tuzaklar, büyüler sihirler döşemişler o adamı kimse kurtaramasın diye.”
Kadın sabaha kadar o adamı kurtarmanın imkansızlığını anlatmış durmuş. Ama küçük kız çok kararlıymış o adamı kurtarmaya. Kadın ne dediyse onu vazgeçirmek için kız yılmamış, daha da çok istemiş o yola girmeyi. Küçük kız çok inatçıymış, ısrar edip kadını ikna etmiş, yolun yerini öğrenmiş. Gün doğduğunda yürümeye başlamış yola doğru. Küçük kız yürüyüp yolun girişine yaklaştıkça hava kararmış. Ağaçlarla kapatılmış yolun girişine geldiğinde sabah olmasına rağmen gece gibi kararmış hava. Kız ağaçların arasında biten çalıları aralayıp yola girmiş. Yola girdiğinde yolun başlangıcından çok uzaktaymış, geri dönülemeyecek kadar. Yolun sonunda bir uçurum varmış, yüzlerce metre ilerde, uçurumun üzerinde görünen bulutlarda bir adam silueti. Küçük kız bir adım atmış ileriye, yolun sonuna doğru. Birden etraf aydınlanmış çakan şimşeklerle. Küçük kızın adımını attığı yer uçurumun ta kendisiymiş. Kız çığlık çığlığa düşerken butlardaki adam silueti kaybolmuş, bulutlar kararmış yere yaklaşmış ve ağlamış düşen bu kıza da. Doğanın sahiplendiği bu kız yere düşmeden doğa kendini yok etmiş yere yağdırdığı yıldırımlarla, kız yere düşmesin diye.
Doğa kıza aşıkmış, kız yola, yol adama. Adam bekleyenmiş, hep bekleyecekmiş. Yolun adı aşkmış.
Bu saçma masalda burada bitmiş. Gökten üç elma düşmüş biri bana diğeri O’na üçüncüsü dolaba ( zor durumlar için )
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder