Adını dahi bilmediğim sayın “ayda(ki)” tesadüfdaşım;
Her ne kadar hayatımın şimdiye değin olan kısmında bu denli ilginç bir tesadüfle karşılaşmamış olsam da –ki bu karşılaştığımız yerle ilgili daha çok- senin de bildiğini düşündüğüm üzere bu tesadüfün etkisi maalesef ki yalnızca birkaç gün, belki hatta birkaç saat sürecek. Bunun için bir tabir atanacaksa; bu, klasik yanlış zaman yanlış yer hikâyesi olabilir. Şu an doğal yollardan hangover olmuşken, kıt edebiyatımla cümle kurmaya çalışmanın zorluğuyla hissettiklerimden kalanları anlatmayı deneyeceğim.
Pek tabi derin anlamlara sahip, ucu azıcık açık, uzun ve yüklü cümleler kurabilen “gelişmiş” insanlara, kadınlara rastladım ancak nedenini bilmediğim bir şekilde farklıydın. Neden diye sormak gereksiz elbet çünkü her insanın enerjisi farklıdır diye düşünüyorum. Asıl önemlisi bu enerjinin bana ulaşma yolu. Buna değinmeden önce yörüngene girmemle birlikte, sende gördüğüm dipsiz gizem ve üstün insanlığın lineer azaldığını ve yerini saygı ve sempatiye bıraktığını belirtmem gerek, her şeye rağmen. “Katledilsin” dense bir iletişim için, yada ne bilim en kötü iletişim şekli nedir yarışması yapılsa, her halde 700 bin küsur kilometre alan içinde, 70 milyon küsur insan içinde kim olduğunu bilmediğin, adını bilmediğin, yüzünü görmediğin biriyle, kesin olmayan amaçlarla, doğaçlama kurduğu cümleleri dinleyerek ve karşılığında yazılan az kelimeli cümleler olan bir sohbet çıkardı ortaya. E.T.’nin parmağıyla yaptığı iletişim bile daha normal kalırdı bunun yanında.
Bu “suni” iletişimden rahatsız olmamak mümkün olmasa da senle doğal yollardan iletişim kurmanın imkânsızlığına yeğ bence. Yine de sana bir anda mucizevi şekilde duyduğum samimiyet duygusunu ve ilgiyi bu iletişime duymam mümkün değil. Ki karşılaşılan yerdeki asıl amaçlarımızın yaklaşık olarak belli olduğunu düşündüğümüzde; bu amaçların yapılan şeyin (sohbet- paylaşım- vakit geçirme, ne dersen) hemen yanında durup nanik yapıyor olması hatta el şakalarından pandik atmalara kadar ileri gitmesi, karşılığında adeta şartlı tahliye olmuş bir yükümlü gibi kalıp, göz yumup kaçamıyorken gerçekten imkânsız... Katıl veya katılma bence hiçbir tasarlanmış duygu, asıl olan insani duyguların önüne geçemez, geçebilmesi ancak sanrılara, ruh bozukluklarına yorumlanabilir.
Bu “şizofrenik” “yüzsüz” “taraflı” iletişimi sürdürme(me)k, “konuşmaya” son verildikten sonra düşündüğüm ilk şey oldu ve bu kelimeleri yazma sebebimin temel taşlarından birine dönüştü. Sonrasındaysa bu durumun üçüncü parti unsurlarından ne kadar rahatsız oduysam bir o kadar da seni bir insan, bir beyin(organ olmayan) olarak, hatta belki ruh olarak rahatlatıcı ve el üstünde tutulası, supergirl, ama “insan” olarak tanıma ve ele alma isteğimi körükledi, amacı bu gezegenin en iyi “anahtarını” yapmak olan demir ocağınınki gibi, hırslı, tutkulu.
Arkadaşlığın bir çok rengi olduğunu düşünenlerdenim, ve bu renkleri birbirinden ayırırsak, hepsini insan bedeninden, cinsiyetten, eğlenceden, iyi vakit geçirmekten, zamandan vs.vs.vs. Üstün olduğunu düşünüyorum, eksik renklerden hemen hepsi her an tamamlanabilecek türden şeyler de değil üstelik.
Hep keşkem olmuş bir şey var, küçücük bir çocukken birilerinin aracılığıyla yaptığım tek denememin olumsuz sonuçlanmasının ezikliğiyle, ama aynı çocuksu heyecan ve masumiyetle, bu defa bir tevafuk aracılığıyla tekrar denemem gerektiğini düşündüğüm, okyanus mavisi, zamansız, mekânsız bir mektup (yazışma) arkadaşlığı…
Pigmentlerinin inert olup, renginin değişmeyeceği bu arkadaşlık var olur mu olmaz mı bilemem elbet ama olurda var olursa, sahip olduğun sosyal kalibrenin ölümcüllüğünden korunmuş vaziyette, biraz daha az eksik bir ruhum olabilir.
Burada anlatmaya çalıştıklarım belki yeteneklerince çoktan anlanmıştı, belki etki doğurmamıştı, belki hiçbir zaman doğurmayacak ama bu ve bir kaç diğer şeyle, en kötü ihtimalle anı koleksiyonumun “bence” önemi yüksek parçalarından biri olacaksın.
P.s. Ruhunun derinliği nehirler gibi taşsın.
Bkz. Özne yüklem uyumsuzluğu.
Bkz. Uykusuzluğun verdiği her şeyin kötü gideceği hissi.
Bkz. Karamsar varsayımımın beyaz perdeye yansıması “ex_machina”
Eskilerden Alıntı
“Her ne kadar gizemli olmadığını iddia etsen de, hissediyorum ki bilmediğim bi'çok yönün, merak duymama neden olan başka bir sen var. Yaşadıkların ve yaşamamayı seçtiklerin, istediklerin ve istememeyi seçtiklerin, hatta keşkelerin bile kendini bi'şeylerden korumak için ördüğün duvarlar adeta. Yaşanmışlıkların yaşayacaklarına karşı boş vermişliğe dönüşmüş. Bana anlattığın karamsarlık, mutsuzluk ve beklentisizlik bile kendini korktuğun şeylerden korumak için ürettiğin soyutluklardan ibaret bence ki ne kadar şanslı olduğun hakkında bir fikrin bile yok. Ruhun o kadar derin ki, kendi ruhunun derinliklerinde keşfedebileceğin o kadar çok şey olmalı ki, bu konuda kıskanılasısın. Belki hiç kimsenin hissedemeyeceği yeni duygular, belki kendine öğrettiğin o yalnızlığın içinde orta dünyadan bile güzel bi' dünya var. Belki sen de farkındasın ama merak etmiyorsun. Ben ediyorum.”
21.04.2016
e hadi ben geldim.
YanıtlaSil